DENGE DÖVİZ KURU
Niye Denge Döviz Kuru ?
“Denge döviz kuru nedir?” sorusu hiç şüphesiz hem teorik olarak hem de uygulama açısından hem önemli hem de zor bir sorudur. Önemlidir, çünkü eğer denge döviz kuru doğru olarak bilinebilseydi, dünyanın pek çok ülkesinde zaman zaman gözlemlenen ve Türkiye’de de 1994 başlarında ciddi zararlara neden olan krizler belki engellenebilirdi. Öte yandan bu önemli sorunun cevabı oldukça da zordur ve şu anda rahatlıkla söyleyebiliriz ki, iktisatçıların üzerinde fikir birliği
ne vardığı bir cevap henüz bulunamamıştır. Biz bu çalışmada, “denge döviz kuru nedir?” sorusuna verilen cevapları tartışacağız. Fakat önceden belirtmek gerekir ki, bu çalışmada bu soruya net bir cevap verilememiştir.Denge Döviz Kuru Nedir?
Denge döviz kurunun belirlenebilmesi ile ilgili yaklaşımları Frenkel ve Goldstein (1986) üç ana başlık altında toplamışlardır. Aşağıda bu yaklaşımlar ve bunların denge döviz kurunu açıklayabilmekte ne derece başarılı olduğuna değinilecektir.
1) Satınalma gücü paritesi (SGP):
SGP hipotezi, döviz kurları ile enflasyon arasındaki yakın ilişkiden yola çıkarak Cassel tarafından ortaya atılmıştır. SGP’nin dayandığı mantık oldukça basittir. SGP hipotezine göre, bir malın (veya bir sepet malın) fiyatı, ortak bir paraya çevrildiğinde, fiyatı bütün dünyada eşittir. İkinci olarak SGP’nin zayıf versiyonu da sürekli olarak fiyat eşitliğini şart koşmamakta ve ülkelerin enflasyon farkları kadar döviz kurlarında oynama olacağını belirtmektedir. Biz burada SGP hipotezi üzerinde fazla durm
adan, SGP hipotezinin gösterdiği kurun denge döviz kuru olup olmadığını tartışacağız. Fakat önce döviz kurunun belirlenmesinde bu kadar popüler olan SGP hipotezinin, nasıl bir mekanizma ile denge kuru gösterdiğine değinelim. Döviz kurları, mal fiyatlarını ortak bir para birimine dönüştürerek, uluslararası piyasalarda ticareti yapılan malların (ve servislerin) arzı ve bunlara olan talebin dengeye gelmesini sağlar. Bir A ülkesinin fiyatlarında meydana gelen bir artış eğer döviz kurunda bir değişme olmazsa, ülkenin mallarının, (önceki duruma) göre pahalı olacağını gösterir ve bu, A ülkesi için, piyasada fiyat artışından önceki arz-talep dengesinin bozulması demektir. Dengenin yeni baştan sağlanabilmesi için fiyatlardaki artış kadar, ülke parasında bir değer kaybı olması gerekir. Böylece SGP hipotezinin denge kuru oluşur.Fakat SGP hipotezinin önerdiği bu kur “denge döviz kuru mudur?”. Öncelikle, SGP hipotezi, iki zaman arasında karşılaştırma yapmaktadır. Bu durumda SGP hipotezi reel kurdaki sapmaları gösterebilmektedir. Bunun denge kur olduğunu garanti etmemektedir (Williamson 1994a). İkinci olarak, bu kur makro ekonomik dengeyi sağlayabilmekte midir? Ticaret dengesi ve istihdamda hedeflenen düzeye gelinmesinde kullanabilinir mi? Bu sorulara verilen cevap olumsu
zdur çünkü Stein (1994)’nın değindiği gibi SGP hipotezi ekonomideki temel (fundamental) değişkenleri göz önüne almamaktadır.Bunun dışında, SGP hipotezinin temelinde fiyat değişimlerinin, nominal döviz kurundaki değişimlerle yok edilmesi yani reel döviz kurunun sabit olması yatar. Reel döviz kuru, bir ülkenin fiyat seviyesinin başka bir ülkenin fiyat seviyesi cinsinden ifadesidir ve ülkenin uluslararası piyasalarda rekabet gücünü gösterir. Reel döviz kurunun sabit kalmasını varsaymak, rekabet gücünü sabit v
arsaymaktır. Bu ne derece gerçekçi bir varsayımdır? Petrol şokları, tasarruf ve yatırım eğilimlerindeki değişimler gözlendiğinde rekabet gücü ne ölçüde sabit kalabilir? Balassa (1964)’nın belirttiği gibi verimlilikte gözlemlenen değişiklikler, uluslararası ticarete konu olan ve olmayan mal ve hizmetlerin göreli fiyatlarında değişime neden olup, reel döviz kurunun sabit kalmasını engellemektedir. Bu durumda reel döviz kurunu sabit olarak düşünmek doğru olmayacaktır.SGP hipotezi bütün bu söylenlere ek olarak,
ampirik çalışmaların sonucunda da, denge döviz kurunun belirlenmesinde başarısız olmuştur.2)
Parasal yaklaşım veya porföy dengesi yaklaşımları gibi yapısal bir model oluşturulması:Parasal yaklaşım modellerinde, döviz kurundaki değişimler, ülkelerin göreli para arzı ve taleplerindeki değişimlerle açıklanır. Parasal yaklaşım da para talebini belirleyen gelir, faiz oranı gibi değişkenler döviz kurunu açıklamak üzere kullanılır. Portföy dengesi yaklaşımında ise nominal döviz kuru, varlık stoklarıyla açıklanır. Bütçe açıkları, cari denge, açık piyasa işlemleri gibi değişkenler varlık stoklarıyla ilişkilendirilebileceği için de daha geniş bir model oluşturulabilir.
Frenkel ve Goldstein (1986)’ de belirtildiği gibi, bu tip modeller ampirik çalışmalarda başarılı sonuçlar vermemiştir. Bunun nedeni olarak da Mussa (1990), döviz kurlarının “finansal varlık olma” özelliği üzerinde durur. Mussa’ya göre döviz kurlarının değeri parasal yaklaşım ve portföy dengesi yaklaşımlarının genelde kabul ettiği gibi geçmişe döneli
k olarak belirlenmemekte ve gelecek hakkındaki beklentilere dayanmaktadır. Bu bakış açısı esasında döviz kurlarının rassal yürüyüş yaptığını da açıklayabilmektedir. Döviz kurlarının değeri, gelecek hakkındaki beklentileri değiştiren “haberlerin” duyulmasıyla ve temel değişkenlerde henüz bir değişim olmadan değişebilmektedir. Gelecekteki “haberlerin” tamamen tesadüfi dağıldığını kabul edersek, döviz kurlarının da niye rassal yürüyüş yaptığı açıklığa kavuşabilir.3) Temel Denge Yaklaşımı (Underlying Balance
Approach):Bu yaklaşım temelde hem iç hem de dış dengeyi aynı anda sağlayan döviz kurunu denge döviz kuru olarak kabul etmektedir. Temeli Nurkse (1944)’e dayanan bu yaklaşım daha sonra IMF tarafından geliştirilmiştir. Williamson’ın editörlüğünü yaptığı “Estimating Equilibrium Exchange Rate” adlı kitapta bu yaklaşımın değişik modelleri farklı varsayımlar altında derlenmiştir.
Stein (1994), NATREX (Natural Real Exchange Rate) adını verdiği denge kurunu, spekülatif ve konjoktürel dalgalanmaları dışlayarak ve işsizlik oranını doğal işsizlik seviyesinde olduğunu kabul ederek bulmuştur. Williamson (1994b) FEER (Fundamental Equilibrium Exchange Rate) adını verdiği denge döviz kurunun uzun dönem değerini, Bayoumi et. al. (1994) ise DEER (Desired Equilibrium Exchan
ge Rate) ismini kullanarak orta vadeli denge döviz kurunu öngören bir model geliştirmiştir.Bu modellerde genellikle ticaret hadleri, tarifeler, ticaret kısıtlamaları, sermaye hareketleri, makro ekonomik politikalar, devlet harcamaları ve verimlilik gibi “temel” değişkenler kullanılmakta ve çok ülkeli, büyük modeller kullanılmaktadır. Bu modellerin ortak yönü, dış dengenin cari denge olarak algılanmaması ve sermaye hareketlerinin de etkisinin dahil edilmesidir. Böylece dış ticaret açığı olan bir ekonominin
sürdürülebilir bir denge gösterebileceği anlamı ortaya çıkmaktadır. Dış ticaret açığı da ülkeye akan sermaye ile giderilecektir. Frenkel ve Goldstein (1986)’nın belirttiği gibi bunun için ülkeye gelen yabancı sermayenin “akıllıca” kullanılması ve ülkeden çıkan kar payının, “yapay” olarak yüksekseltilmemesi gerekmektedir.Bu yaklaşımın eksik yönleri, “temel” değişkenlere önem verirken, finansal değişkenlere yeterli önem vermemesi, modellerin çok büyük olması ve gelişmekte olan ülkelerde uyarlanmasında zorluk çıkaracak kadar fazla veriye ihtiyaç duymasıdır. Bu yaklaşımın en büyük dezavantajı dış ticaret dengesinde ülkenin verdiği açığı ne kadarlık bir “normal” sermaye akışı ile karşılayacağı konusundaki boşluktur.
Sonuç
Döviz kurlarını ülkelerin dış dünya ile mal, hizmet ve varlık ticareti yaparken kullanmak zorunda oldukları bir değer olarak düşünürsek, denge döviz kurunun da ne ifade etmesi gerektiğini daha rahat ortaya koyabiliriz. Eğer döviz kuru ülkelerin dış dünya ile ilişkilerinde kullandıkları bir değ
er ise denge döviz kuru, dış dünya ile sürdürülen ilişkinin denge içinde olduğunu gösteren bir değer olması gerekmektedir. Bu da bildiğimiz gibi cari işlemler dengesi ve dış ticaret dengesinde kendini göstermektedir. Bu yaklaşım her ne kadar mantıklı gibi görünse de bazı hataları mevcuttur.İlk olarak “Dış ticaret bilançosunun dengede olması ne demektir?” sorusunun yanıtı önemlidir. İthalat ve ihracatın birbirine eşit olması denge midir? Eğer bu denge ise istenen bir olay mıdır? Pek çok ülke yatırım yapabilmek için bellirli bir süre dış ticaretinde açık vermektedir. Açığını bu süre boyunca borçlanarak karşılamaktadır. O zaman dış ticaretinde ne kadar açık veya fazla vereceği amaçlarına göre ülkenin belirlemesi gereken bir değer olacaktır. Bu belirlenen değe
re göre de ülkenin bir denge döviz kuru olmalıdır.Üçüncü olarak denge döviz kurunun hesaplanmasında yalnızca dış dengenin sağlanmasını yeterli görmek Nurkse (1944)’de belirtildiği gibi hatalı olabilir. Çünkü dış dengenin sağlanmasındaki tek faktör döviz kuru değildir. İşsizliğin yaşandığı ve ekonomide küçülme gözlendiğinde, ithalatdaki azalmadan dolayı, dış ticaret dengesinde bir açık oluşmayabilir. Fakat bu, kurun dengede olduğu anlamına gelmez. Bu bağlamda kurun dengede olması için yalnızca dış ticaret d
engesinin sağlanması yeterli değildir. Aynı zamanda iç dengenin de sağlanması gerekir. Burada iç dengeden ne anlaşıldığı üzerinde durmakta yararlı olacaktır. Nurkse (1944) iç dengenin, ekonomideki işsizlik oranın “doğal” işsizlik oranına eşit olduğunda sağlanacağını belirtirken, Williamson(1994b) ise ekonomik aktivitenin yanında kontrol edilebilir bir enflasyonun gerekliliği üzerinde durur.Şu ana kadar yapılan açıklamalardan özetle şöyle bir sonuç çıkmaktadır: Denge döviz kuru, ülkenin belirlediği iç ve dış dengenin sağlandığında oluşan kurdur. Böylecene uygulama zorluklarına rağmen bize en mantıklı gelen model “Temel Denge Yaklaşımı” başlığı altında verilmiştir. Öte yandan, SGP hipotezinin, yukarıda temel özellikleri konan denge döviz kurunu göstermesi içi
n hiç bir neden yoktur. SGP hipotezi yalnızca, enflasyon oranları arasında bir karşılaştırma yapmakta ve iç-dış dengenin sağlanması için hiç bir mekanizma ortaya koymamaktadır (Williamson 1994b). Enflasyon ve döviz kuru arasında kuvvetli bir ilişki olsa dahi bu denge kurun SGP hipoteziyle belirlenmesi anlamına gelmemektedir.
EK
Denge ve Doğrusal Olmayan Sistemler:
“Denge” fen bilimlerinden ekonomiye geçmiş bir kavram olduğu halde ekonomi biliminde -kimi zaman doğruluğu sorgulanmadan- yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Bir cisme etki eden kuvvetler eş ve zıt yönlü ise bu cismin ivmesinin sıfır olduğu ve (ilk hızının sıfır olması halinde) bu cismin durakladığı söylenebilir. Bu cisime etki eden kuvvetler dengededir, bu durumda bu cisim de dengededir. Peki ya sosyal bilimler de böyle bir denge aranabilir mi? Bir cisme etki eden kuvvetlerin dengede olması, onun dengede kalmasını sağlayacaktır, peki insanların düşüncelerini, kararlarını ve hareketlerini inceleyen, bunların nedenlerini ve sonuçlarını çözümlemeye çalışan ekonomi biliminde böyle bir dengeden bahsedilebilir mi? Eğer böyle bir denge varsa, bu dengeyi sağlayan kuvvetler nelerdir?
“Denge” kavramının yanında fen bilimlerinden ekonomi bilimine geçmiş bir diğer kavram ise “doğrusal” sistemlerdir. Fen bilimleri, evrendeki olayları açıklarken “doğrusal” sistemler kullanarak bazı varsayımlar yapmış ve bu sayede pek çok olayın çözümünü sağlamıştır. Ne var ki, 1960’lı yıllardan sonra özellikle bilgisayar teknolojisinde meydan gelen bazı gelişmeler, doğrusal olmayan sistemlerin de çözümüne olanak sağlamaya başlamıştır. Bu sırada dikkat çeken bir unsur pek çok bilim dalında “çözülemez” olarak düşünülen bazı olayların çözümünün doğrusal olmayan sistemlerde yattığını ortaya çıkarmıştır. Elde edilen çözümler ne var ki, ciddi şekilde hayal kırıklığını da beraberinde getirmişti. Doğrusal çözümlemelerde net ve dengeyi işaret eden sistemler, doğrusal olmayan çözümlemelerde “rassal” bir görüntü göstermekte ama öte yandan gerçekte deterministik bir süreç tarafından üretilmekteydi. Elde edilen sonuçlar, doğadaki gerçekleriyle karşılaştırıldığında ise daha şaşırtıcı bir bulgu elde edilmektedir: Düzensizliğin düzeni, yani doğrusal olmayan dinamik sistemlerin sonuçları doğanın içinde mevcuttur. Biz şimdi merakla soruyoruz: Acaba doğanın dili doğrusal olmayan dinamik sistemlerse, fen bilimleriyle analoji kurularak geliştirilen ekonomi biliminin dili de bu olabilir mi?
Yukarıda yazılanlara bir örnek verelim. Döviz kurunun rassal yürüyüş yaptığını belirten görüş yukarıda da belirtildiği gibi döviz kurunun (gelecekteki haberler bilinmediği sürece) öngörülemeyeceğini ifade etmekteydi. Acaba döviz kurları gerçekten “rassal” yürüyüş mü yapmaktadır yoksa, kaotik bir modelin sonucu olabilir mi ? Aşağıda kaotik bir model olan yt=4*yt-1(1-yt-1) ın sonuçları gösterilmektedir. Bu seri tamamen rastlantısal olarak çizilmiş gibi göründüğü halde gerçekte deterministik bir modelin sonucudur. Acaba rassal dediğimiz süreçler gerçekte çok iyi tanımlanmış kaotik modellerin sonuçları mı? Eğer öyleyse bunun nedenleri nedir? Sanırız daha cevap bekleyen çok soru var.

KAYNAKÇA
Balassa Bela 1964 “The Purchasing Power Parity Doctrine: A Reappraisal” The Journal of Political Economy 72: 584-596.
Bayoumi T., P. Clark, S. Symansky ve M. Taylor 1994 “The Robustness of Equilibirium Exchange Rate clculations to Alternative Assumptions and Methodologies” içinde John Williamson (ed.), Estimating Equilibrium Exchange Rates (Washington D.C. :Institute for International Economics)
Dornbusch, Rudiger 1988 “Purchasing Power Parity” R. Dornbusch (ed.) Exchange Rates and Inflation, MIT Press, Londra, 265-292
Frenkel J. A. ve M. Goldstein 1986 “A Guide to Target Zones” IMF Staff Papers, Vol. 33 No:4, 633-673.
Mussa Michael L. 1990 “Exchange Rates in Theory and In Reality” Essays in International Finance No. 179
Stein L. Jerome 1994 “The Natural Real Equilibrium Exchange Rate of the US Dollar and Determinants of Capital Flows” içinde John Williamson (ed.), Estimating Equilibrium Exchange Rates (Washington D.C. :Institute for International Economics)
Williamson, John. 1994a “Introduction” içinde John Williamson (ed.), Estimating Equilibrium Exchange Rates (Washington D.C. :Institute for International Economics)
Williamson, John. 1994b “Estimates of FEERs” içinde John Williamson (ed.), Estimating Equilibrium Exchange Rates (Washington D.C. :Institute for International Economics)